Atatürk Mah Alemdağ Cad Mertler İş Merkezi
No:14 Kat: 4 34764 Ümraniye/İstanbul Türkiye
Yol Tarifi Alın!                     

Hastaneler, Adliyeler, Okullar

 

Hastanelerde, adliyelerde, okullarda sıradan bir günün olağan iş temposu

 

‘’302/1 ‘i 305/3 ün yerine alacağız’’ ‘’Batından sonra kemik gelecek’ ‘’Bugün biz de bir disk, bir de frontal abse var’

 

‘’3/C den 163 numara disiplinden bekleniyorsun’’ ‘’turuncu kafa sen yana geç’’ ‘’arka sıra rahat dur’’ ‘’mavi gözlük buraya gel’’

 

‘’2008/20 nolu dava müştekisi ‘’ ‘’ Bugün 3 hakaret, 1 taksirli iflas, 3 bedelsiz senet var’’ ‘’ 22 link olanı hakim beye ver’’

 

‘’U2’ leri 400/B ve 500/C-2 ye aktaralım’’ ‘’Termostattan sonra motora da bakacağız’’ ‘’113 sipariş bugün teslim edilecek’’

 

İşler, güçler….

Hızla muayene edilmesi gereken hastalar, çabucak bitirilmesi gereken çekimler, sorunsuz tamamlanması gereken ameliyatlar, yetiştirilmesi gereken programlar, ulaşılması hedeflenen puanlar, uyulması gereken kurallar, kanıtlanması gereken suçlar, tamamlanması gereken duruşmalar, verilmesi gereken cezalar, ulaşması gereken teslimatlar, bitirilmesi gereken onarımlar, yetişmesi gereken siparişler.

 

Bunları karşılamak için oluşturulan daha büyük binalar, daha teknik donanımlar, daha sistemli çalışma bölümleri, İleri teknoloji ürünü cihazlar, elektronik sistemler, gelişmiş materyaller, akıllı uygulamalar, danışma birimleri, elektronik yönlendirmeler, gelişmiş iletişim kanalları, mobil uygulamalar.

 

Bu tempoya ayak uydurma telaşındaki çalışanlar….

 

Sipariş edilen bilgisayardan, onarılacak makineden, taşınacak paketten farksızlaşan, tıpkı sanayideki materyaller gibi nesneleşen insanlarla dolup taşan kurumlar…

 

Hastaneler, adliyeler, okullar...

 

Hasta, hasta yakını, davalı, davacı, öğrenci, veli olarak bir şekilde pek çok kere başvurduğumuz bu kurumlarda, üzerinden yıllar geçtiğinde bile aynı yoğunlukta hissedilen, kararlarımızı, yönelimlerimizi, beklentilerimizi, güvenimizi-güvensizliğimizi etkileyen, kalıcı izler bırakan yaşantılar….

 

Bu yaşantılar kimi zaman anlaşılmış, değerli, güvende hissettiren sıcak yakınlaşma anlarıdır.

 

Karnındaki ölmüş bebeği günlerdir doğurmaya çalışan, ancak hem içindeki sızı hem dışındaki duyarsızlıktan tükenmiş bir kadına, eğilip şefkatle gözlerinin içine bakarak ‘’biliyorum çok zor, ama bir kere daha deneyelim’’ diyen bir sağlık çalışanının hissettirdiği destek ve güvendir.

 

Yaşlı bir amcanın, açtığı dava ret edildiğinde, gayet sakin ve huzurlu şekilde “Allah razı olsun hakim hanım” deyip salondan çıkışı ve kendisine sorulduğunda “Yanlış anlamadım davayı kaybettiğimi biliyorum. Her duruşmaya geldiğimde ‘başka delilin, belgen var mı diye sordu bana hâkim hanım, tüm belgeleri inceledi, anlattıklarımı öyle nazik ve içten dinledi ki ben ona da kararına da güvendim, demek ki haksızmışım, temyiz de etmem kızım” demesindeki dikkatli ve özenli ilginin hissettirdiği güvendir.

 

Köyden ilk kez şehre gelen bir delikanlının parlak beyaz tenli, mavi gömlek-gri pantolon-lacivert ceket ve siyah kravatlı çocukların arasında güneşte iyice siyahlaşmış teni, oduncu gömleği ile utana çekine sınıfa girdikten sonra değerli bir öğretmenin hissettirdiği sıcak yakınlaşma anları ile değişen çizgisidir: ‘Biraz sonra kapıdan yüzü güleç, samimi tebessüm eden, gözleri şefkatten nemli duran, bakışları merhamet sinyalleri gönderen, naif ve narin duran İngilizce Öğretmeni “Yasemin Çevik Hoca” merhaba çocuklar deyip içeri girdi. Tahmin ediyorum ki bu kadar pozitif bir başlangıçtan tüm sınıf mevcudu en az benim kadar etkilendi ve mutlu oldu. Giyim ve rengim biraz farklı olunca kısa süre sonra yanıma geldi. Durumu kısa sürede anladı. O gün ve o an hiç unutamayacağım bir sahne yaşadım. Şefkatli elleriyle başımı okşadı. Bana “Hiç merak etme; ben sana her konuda yardımcı olacağım. Okula da devam edeceksin. Ne tür sıkıntın olursa yanıma gel” dedi. Bu iksirli davranışı ve adeta hayattan kelimeleri kurumuş odun gibi olan cesedime girip canlandırarak hayatlı bir ağaç hükmüne getirdi; şefkatli ve merhametli bakışları yuvasından kaçmış ruhumu tekrar cesedime getirerek hayat ağacımın çekirdeği hükmündeki ruhuma da insanlığın en ehemmiyetli bir dersi olan “sahip çıkma” sanatını nakşetti. Onun o andaki ince dokunuşu elektriğin düğmesine dokunulduğunda karanlığın aydınlığa çevrilmesi gibi karanlık ve muamma zihnimi aydınlığa dönüştürdü. Bana ciddi bir kuvvet ve kudret verdi ve “Bismillah” deyip başladım’’(Prof. Dr. Behçet Al’ın, öğretmenler günü paylaşımından alıntıdır).

 

Kimi zaman da bu yaşantılar anlaşılamamış, değersiz ve güvensiz hissettiren yalnızlık anlarıdır.

 

Kocasının hastalığının ne kadar ilerlemiş olduğunu eşine anlatmaya çalışan bir sağlık çalışanının, bir şekilde uygun cümleleri ve davranışları bulamayarak, o kişinin üzüntüsünü hafifletememesi ve belki de farkında olmadan sakarca söylediği bir söz ya da yaptığı bir davranış ile eklenen acıların oluştuğu yalnızlık anlarıdır.

 

Haksızlığa uğradığı için adliye koridorlarında hakkını arama uğraşı içinde olan bir kadının, davasının gidişatı hakkında bilgi almak için sorduğu sorulara ‘adresinize gelir’’ ‘’çok merak ediyorsanız yarın buraya gelip sorarsınız’’ ‘’işiniz bitti, gidin’’ ‘’sıradaki işlem’’ cümleleri ile hissettirilen anlaşılamama ve değersizlik duygularının oluşturduğu güvensizliktir.

 

Yatılı okula yeni başlayan ve henüz 15-16 yaşlarındaki kızının veli toplantısına gelen bir anneye, özensiz ve dikkatsiz bir okul çalışanının, diğer velilerin arasında, ‘’sizin çok işiniz var bu çocukla, Allah size yardım etsin’’ sözleriyle hissettirdiği endişe, güvensizlik ve yalnızlık anlarıdır.

 

Bu yalnızlık anlarının en önemli tetikleyicilerinden biri, daha çok kişiye, daha hızlı şekilde ve daha modern yöntemlerle hizmet vermek üzere, daha çok teknik bilgi ve beceri ile donatılan çalışanların, ne yapacaklarını iyi bilseler bile o yaşantının duygu yükünü de göğüsleyerek ne söyleyeceklerini ve nasıl söyleyeceklerini bilememeleri, yani hünerli bir iletişim için yeterince donanımlı olmamalarıdır.

 

Belki de bu hünerli iletişimin arka planda kalmasının nedeni, yoğun mesleki eğitim sürecinden önce içimizde var olan hassasiyetlerin, zaman içerisinde teknik işlemlerin ağırlığı ve yoğunluğu altında gittikçe önemsiz ve gereksiz hale gelmesidir.

 

Hayatın her alanında, her kurumda teknik bilgi ve hünerli iletişim gerekli olmakla beraber neden adliye, hastane ve okullardaki bazı yaşantıların etkileri bu kadar yoğun hissedilmekte ve bu kadar kalıcı izler bırakmaktadır?

 

İnsanoğlu doğduğu andan itibaren zor zamanlarında, kendisinden daha akıllı ve güçlü birine yönelmekte, bu kişi tarafından ihtiyacının anlaşılması ve karşılanması ile güvenli hisse ulaşmakta ve kaldığı yerden hayatına devam edip yeni ilişkiler kurabilmektedir. Bowlby tarafından Bağlanma sistemi (Attachment System) olarak tanımlanmış olan bu sistem, ihtiyaç olduğu zamanlarda devreye girmekte, ihtiyaçlar karşılanıp güvende hissedilince de yeniden inaktif konuma gelmektedir. Bu durum, tıpkı bir termostatın belli sıcaklığı bulana kadar ısısını yükseltmesi, gerekli olan ısıya erişildiğinde artık ısıtmaya devam etmemesi, ısı düşünce tekrar aktif olması gibi bir örnekle açıklanabilir. Termostatın ısısının düşmesi gibi bağlanma sistemi de insanın anlaşılmaya, güvene ve desteğe en çok ihtiyacının olduğu zor zamanlarda devreye girmekte, ihtiyacını ifade edebilmesi ile anlaşıldığı ve güvende olduğunun hissettirilerek ihtiyacının karşılanması sonrasında yeniden inaktif konuma geçmektedir.

 

Hayat olağan akışında giderken ortaya çıkan bir hastalık, maruz kalınan bir haksızlık veya yeni bir okula başlamak gibi farklı bir ortama giderken hissedilen endişe ve güvende olma ihtiyacı bağlanma sistemini aktifleştirmektedir. Dolayısıyla diğer kurumlardan farklı olarak hastanelere, okullara ve adliyelere başvuran bireylerin anlaşılma, değer görme, emin ellerde ve güvende hissetme ihtiyacı en yoğun düzeydedir. Sağlığın yeniden kazanılması, adaletin sağlanması ve gelişim için elbette işini teknik olarak iyi bilen becerikli çalışanlar gereklidir. Bununla beraber zorlanma ile beraber aktifleşen bağlanma sistemini yatıştırmak için teknik bilgi ve beceri tek başına yeterli olmamaktadır. Yetkin düzeydeki çalışanların ilgili, dikkatli, anlamaya çalışan, sıcak yakınlaşma anları ile güven oluşturan bir hünerli iletişime de sahip olması gereklidir. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise bağlanma sistemi bunu karşılamak için ya gerektiğinden fazla ve sürekli aktif olmakta ya da tam tersi artık aktivitesini düşürerek gerektiğinde bile devreye girmemekte, ihtiyaç olsa bile yardım istememekte yardım beklememektedir. Termostat örneğinde açıklarsak; termostat ya gereksiz bir ısı artışına sebep olmakta ya da ortam ısısı düştüğünde bile termostat ısıyı artırmamaktadır.

 

Sağlık, adalet ve eğitim ile ilgili kurumlarda bir şekilde bağlanma gereksinimleri karşılanmamış kişilerde de bu sistem ya aşırı aktif hale gelmekte ya da gerekli olan durumlarda devreye girmemektedir. Aşırı aktif olan bağlanma ihtiyaçlarının ortaya çıkardığı sorunlara en tipik örnekler: bireylerin benzer başka kurumlara benzer içeriklerle tekrar tekrar başvuruda bulunarak sistemde tıkanmaya yol açması, şikayetçi olarak kurumların işleyişini zorlaştırması şeklinde olabilir. Öte yandan, artık gereken ısıya ulaşamayan termostatın ısıtmayı durdurması gibi bireyin de ihtiyacı karşılanamadığında artık ihtiyacını ifade etmemesi ve sonuçta da gereken yardım ve desteği alamamasına bağlı sorunlar; sağlıkla ilgili bir sıkıntısı olsa da sorununu göz ardı ederek hastanelere başvurmaması veya haksızlığa uğrasa da hakkını aramak için bir adli kuruma ulaşmaması, ya da eğitim-öğrenim yaşlarında iken derslere ilgisinin azalması ve sonuçta eğitiminde aksama yaşanması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir.

 

Diğer taraftan, teknik bilgi ve becerileri geliştirirken hünerli iletişime de dikkat edildiğinde karşılıklı olarak hissedilen sıcak duygular, hem çalışanlara hem hizmet talep edenlere iyi gelecektir.

 

Peki bu kurumlarda çalışanların ihtiyaçları? Sürekli artan çalışma temposunun yoğunluğunda, zaman ve performans baskısı altında aktifleşen anlaşılma, değer görme, güvende hissetme ihtiyaçları ne olacak?

Elbette onların da aynı şekilde yönetici ve sistem kurucuları tarafından hem teknik olarak sorunlarının çözülmesine hem de dikkatli bir şekilde dinlenme, anlaşılma, yalnızlık ve güvensizlik duygularından kurtarılıp sahiplenilmiş ve şimdi ve gelecekte de güvende olacaklarını hissettiren idarecilere, yöneticilere ihtiyaçları var.

Nazan Aydın